Yerli diziler, yersiz hayatlar.. Ama kuşlar uçuyor..

Ezel'den sonra hiç bir "yerli" diziyi seyretmedim, seyretmiyorum.. Seyredemiyorum. Çünkü dayanamıyorum. Konuların saçmalığının ve illegal aşkların tavan yaptığı, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, 90'ların Yalan Rüzgarı'nın bile solda sıfır kaldığı, tecavüzcüsüne aşık olanından, taşıyıcı anneyle aşk yaşayıp, karısı pislik gibi lanse edilenine, 3 arkadaştan biriyle takılıp, birini hamile bırakıp, bir diğeriyle evlenenine kadar hepsi; Flash Tv'de "yuh artık bu kadar da olmaz" denilen Yalçın Abi'nin programından derlemeler resmen! Ancak ne hikmetse tüm bu yaşananlar kendi çevresinde olsa "ahlaksızlıkla" suçlayacak pek çok insanın da bu aşklara hipnozlanmış gibi sahip çıkıp, bir de "ama beraber olsun onlaarr.." diye savunmaları!? Eşşek ve köylü arasında geçen doğaya aykırı fiziksel teması romantik bir aşk hikayesine çevirseler, onu da seyredip normal karşılayacak kadar uyuşmuş beyinler.. Tamamen.. Hikaye senelerdir aynı. Ya zengin kız-fakir oğlan ya da fakir kız-zengin oğlan ve imkansız aşkın tek çıkmazı da birinden birinin mutlaka evli olması. imkansız aşk Detayların gerçeklikten ne kadar uzak olduğuna girmiyorum bile! Holding sahibi ama buhranlı, depresif, sorunlu aileler ve onlardan daha elit, daha burjuva, daha "tikky" ama hesapta fakir hizmetli aileler. Kardeşim kapıcı da jilllet gibi TH gömleğin ne işi var? İnsaf, bari logoyu gözümüze sokma! Ya mafyasın, ya hizmetçi, ya fabrikatör. Başka aile yapısı da yok çünkü bu ülkede ve ne hikmetse hepsi de ruhsatlı(!) silahlı. Sabahın köründe daha yataktan çıkmadan full makyajlar, köy evlerine bile ayakkabıyla girmeler, tabaklarda mutlaka haşlanmış brokoliler, boş fincanlardan kahve içmeler. Hiç sigara içmeseler n'olur? Hiç diş de fırçalamıyorlar zaten. Hatta tuvalet ihtiyaçları da hiç yok varsa yoksa pudralı suratlarla karşılıklı diyaloglar. ..vırvır da vırvır.. Sen 1,5 saatlik dizi yap anca boş boş bakışlarla, İstanbul ve özellikle Boğaz manzaralarıyla doldur,  360 derece açıyla her mevsim Kız Kulesi gezisi yaptır, her 15 dakikada bir de martılar uçuşsun, konsun. Ülkede başka kuş da yok zaten. Sonunda bir de ver elini kuş bakışı İstanbul semaları, bitti. martı Adamlar 40 dakikaya neler sığdırıyor neler, fantastik dizileri bile o kadar gerçekçi ki; "sahiden olur mu yav böyle bir şey?" diye düşünmeden edemiyorsun. Bırak düşünmeyi, zaten adam dünyada olan biteni bir kareye mutlaka yerleştiriyor. Özeti bile özet değil ki eski bölümün tekrarı resmen. Reklamlarla beraber süresi bir sinema filmine bedel, ömür yetmez yahu sezonu bitirmeye. Yok ben almayayım. Benim dizi anlayışıma da mantığıma da ters bu "yerli"ler.. Alsana basit bir örnek; Esas oğlanın elindeki anahtarın kapı kilidine giriş anı zoomlanmışsa mutlaka bunu takiben heyecanlı bir kare gelecek diyorsun ki.. O da ne?! Anahtar kapı kilidine sokuluyor, kapı açılıyor, içeriye giriliyor, koltuğa oturuluyor, bir 5 dakikaya yakın surata zoom yapılıyor ve hooop hiç bir şey olmadan başka bir sahne. Uyarlamalar ve o uyarlamaların biz de nasıl zırvalığa dönüştüğünü de varın siz seyredin artık. İşin o tarafına hiç girmiyorum bile. Biliyorum hepsi arz talep meselesi, biliyorum halk bunu istiyor. Ama beni de düşünün, benim de TV'de dizi izlemek hakkım değil mi yahu? Ben de halktan sayılırım bir nevi. 🙂 Deep note: Sektördeki arkadaşlarıma sevgiler..

Yorumlar

İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Dünyanın Satın Alınan En Pahalı 10 Arabası!

Kimisi için arabalar günlük yaşamı kolaylaştırıp, ulaşım ihtiyacını gideren araçlar olarak görülse de kimisi için …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X